Gazeteciler EGM genelgesine rağmen sokakta

  • 09:04 9 Mayıs 2021
  • Güncel
 
Öznur Değer
 
ANKARA - Gazetecilerin maruz kaldığı baskılara eklenen EGM’nin yayınladığı genelgeye tepki gösteren gazeteciler, bu kararın hukuka aykırı olduğunu, haber alma ve verme hakkının ihlali olduğunu vurgulayarak sokakta olmaya devam edeceklerini ifade etti.
 
İktidarın, ülkedeki tüm muhalif kesim ve demokratik kitle örgütleri üzerindeki baskısı artarken, devlet ve polis şiddetini belgeleyen, görüntüleyen basın emekçileri üzerindeki baskı ve sansürü de hız kesmeden devam ediyor. İfade özgürlüğü sıralamasında oldukça gerileyen bir ülke haline dönüşen Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde ise 180 ülke arasında 153’üncü sırada yer alıyor. Hemen her eylemde gazeteciler, polisler tarafından kötü muamele ve engellenmeye maruz bırakılırken, ülkede hala 70 gazeteci tutuklu bulunuyor.
 
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFGD) gazetecilerin maruz kaldığı hak ihlallerini açıkladığı rapor doğrultusunda yılın ilk 4 ayında toplam 25 gazeteci gözaltına alındı, 2 gazeteci ise tutuklandı. 4 ayda 22 gazeteciye toplam 67 yıl 10 ay 28 gün hapis cezası verildi.
 
Genelgenin ilk hedefi basın
 
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün (EGM) 27 Nisan’da yayımladığı polisin toplumsal olaylar veya bireylere karşı kamusal alanda saldırıları sırasında ses ve görüntü kaydı alanların engellenmesini istediği genelge ise basına uygulanan baskı ve müdahalenin son örneği oldu. Genelge, eylem ve etkinlik esnasında görüntü veya ses kaydı alanlara polisin müdahale etme yetkisini doğuruyor. Polisin “kişisel verilerinin paylaşılması” gerekçe gösterilerek çıkarılan genelge doğrultusunda polisin yurttaşları darp ettiği esnada kayıt veya görüntü alan kişiler darp edilebilir, gözaltına alınabilir veya hakkında yasal işlem başlatılabilir. Genelgenin yayınlanmasının ardından 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nda sokağa çıkan yüzlerce kişi polisin şiddetine maruz kaldı. Yaşanan şiddet görüntülerini kayıt altına almak isteyen gazeteciler ise bu defa genelge gerekçe gösterilerek şiddet ve tehdide maruz bırakılarak gözaltına alındı.
 
1 Mayıs eylemlerini görüntülemek istediği esnada polis tarafından, çekim yaptığı için gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ceylan Şahinli ve Artı Gerçek muhabiri Seda Taşkın, genelgenin gazetecileri nasıl etkilediğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Biz özgür basınız’
 
1 Mayıs’ta Ankara’nın Mamak ilçesine bağlı Tuzluçayır Mahallesi'nde gerçekleşen eylemleri çektiği sırada gözaltına alınan MA muhabiri Ceylan Şahinli, genelgenin yayınlanmasının hemen ardından çekim yaptığı için polisler tarafından zor kullanılarak gözaltına alındığını ifade etti.  Gözaltı aracına bindirildikten sonra polislerin basın kimliğine baktığını belirten Ceylan, buna rağmen gözaltında tutulmaya devam ettiğini kaydetti. Ceylan, “İşçiler her gün patronları için sokaklardayken bir gün de kendileri için sokaklarda olmaya hakları var. Çevredeki yurttaşlar da eylemcilere destek verdi. Görüntü almak isteyen yurttaşlar da polis tehdidine maruz kalmış. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde hem emeğim yok sayıldı hem de gazeteci kimliğim yok sayıldı. Sürekli turkuaz basın kartı soruyorlar ancak gazetecilik, sınırları çizilen bir kimlikle dayatılacak bir şey değil. Biz özgür basınız” şeklinde konuştu.
 
‘Genelge polisin müdahalesine dayanak sağlıyor’
 
Ankara polisinin geçmişte de tavrının aynı olduğunu aktaran Ceylan, orada kişileri değil kamusal alanda oluşan olayı çektiğini söyledi. Polisin orada kamusal bir görev yaptığına işaret eden Ceylan, “Ben de orada kamusal bir görev yapıyorum. Orada onun kişisel verisini paylaşmıyorum. Orada kendi de müdahale ederken hukuka uygun bir şekilde davranmak zorunda. Ben de orada basın olarak bunun denetçisi durumundayım. Biz de kamusal alanda kamuya hizmet ediyoruz. Kişisel verileri bahane etmesinler. Kendileri tarafından yayınlanan genelge bir itiraf niteliğinde, çünkü geçmişte de bizi engelliyorlardı. Genelge polisin müdahalesine dayanak sağlıyor. Bizim yaptığımız şey kazanılmış anayasal bir haktır. Anayasal hak mı daha önemlidir, halkın bilgi alması mı daha önemlidir yoksa polislerin kişisel verileri mi?” diye sordu.
 
‘Sokakta olmaya da devam edeceğiz’
 
Açıklamaya gidildiğinde yalnız kalmamanın çok önemli olduğunun altını çizen Ceylan, orada birden fazla gazetecinin bulunmasının oluşan polis saldırısını da azalttığını söyledi. Oradaki herhangi bir gazetecinin o olayı bir şekilde çekmeye çalışacağını belirten Ceylan, “Sen bir gazeteci olarak gözaltına aldığında diğer gazeteci arkadaşın bunu çekecek. Bunları bildikleri için korkuyorlar. Bir yandan da onların denetimini bu yönüyle sağlıyoruz. Yapılacak en önemli şey dayanışmadır. Toplumsal alanda da sokaklarda da gazetecilerin birbiriyle dayanışması en önemli mevzulardan bir tanesidir. Direnci ve iradeyi orada sergileyebilmek çok önemli ve tehdit, hakaret ve gözaltı bu dirence engel olmamalı. Bütün gazetecilerin sokakta bu iradeyi sergilemesi gerektiğini düşünüyorum. Sokakta olmaya da devam edeceğiz ve halkın sesini duyurmaya çalışacağız” diye konuştu.
 
‘‘Özel hayatın ihlali’ zulmü cesaretlendirmektir’
 
Artı Gerçek Muhabiri Seda Taşkın da genelgede, “özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi” ve “görevin yerine getirilmesine engel olunması” gerekçelerinin yer aldığını belirtti. Polislerin yurttaşları işkenceden koruması gerekirken, bunu gizlemeye çalıştıklarını kaydeden Seda, “İşkence ve kötü muamele göz önünde yaşanıyorken, böyle bir genelge ile neler yaşanabileceğini hepimiz az çok tahmin edebiliyoruz. Burada ‘özel hayatın ihlali’ denilen şey zulmü cesaretlendirmektir. Bu genelge halkın üzerindeki baskıyı, zulmü, hak ihlallerini daha da arttıracaktır. Halkın bilgi edinme hakkına büyük bir darbedir. Bu genelge, zaten baskı altında çalışan gazetecilerin daha da zor zamanlar geçirmesine yol açacaktır” ifadelerini kullandı.
 
‘Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir’
 
Video ve fotoğraf çekmeye yasak getirmek yerine,  halka kötü muamele yapanlara yönelik bir tedbir alınması gerektiğinin altını çizen Seda, genelgenin anayasanın ihlali anlamına geldiğine işaret etti. AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarının, polisin olayları takip eden gazetecileri engellemesinin hem ifade hem de basın özgürlüğü ihlali olduğunu açık şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Seda, “Bu kararın kanuni bir dayanağı yoktur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10’uncu Maddesi’ni hatırlatmakta fayda var. Burada, ‘Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar’ der” sözlerine yer verdi.
 
‘Basın hürdür sansür edilemez’
 
Anayasanın 10’uncu Maddesi'nde yer alan “Basın hürdür sansür edilemez” hükmünü hatırlatan Seda, yasaların dikkate alındığı müddetçe Emniyetin yayınladığı genelgenin bir hükmü olmadığını sözlerine ekledi. Seda, acilen bu karardan dönülmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Zaten gazeteciler sahada bin bir güçlükle çalışabilmektedir. Şimdi bu genelge ile tamamen mesleğimizi yapamaz hale getirmeye çalışılıyoruz. Mesleğimizi icra ettiğimiz anda bu genelge doğrultusunda şiddet gören ve haber takibini yapamayan kişiler olarak hakkımızı aramaya devam edeceğiz” dedi.