Kadın devriminin bilime ihtiyacı var mı?

  • 09:06 7 Mayıs 2021
  • Jineolojî Tartışmaları
"Jineolojîyi kadın devriminin özgürlük sosyolojisi olarak tanımlıyoruz. Feminizme ve kadın kurtuluş ideolojilerine özgürlük seçeneklerini geliştirecek bilgileri sunma sorumluluğunu taşıyan bir bilimdir Jineolojî. Jineolojî “bilinçli taraflılık” kapsamında kadın özgürlüğüne dair kuram, teori ve bilimlerden kadın devriminin ihtiyacı olan bilgileri ayıklayacak, toparlayacak, ortaya çıkarılmamış olanları ise keşfedecek bir bilim olacaktır. "
 
Zeynep Beydağı
 
Demokratik modernite, hem uygarlık dönemi entelektüel pırıltı ve devrimlerini hem de modernite karşıtı entelektüel çıkışların olumlu özelliklerini özümseme temelinde kendi entelektüel ve bilimsel devrimini yapmak durumundadır. Böylesi bir bilimsel devrimin gerçekleşmesinde kadına dayalı bilgi, bilim çalışmaları, belirleyici rol oynayabilir. Pozitivist bilim anlayışının yer vermediği, yanlış tahlil ettiği ya da gündemine bile almadığı toplumsal kesimlerin kendilerine dair geliştirecekleri tanımlar, sorunlara bakış açıları, bilimsel devrime giden yolu açan karakterde olmuştur. Bunların başında da kadınlar gelmektedir. Kadınlar pozitivist sosyolojide özel bir araştırma konusu olarak görülmemişlerdir. Araştırmanın öznesi görülmedikleri gibi nesnesi olarak da çok sınırlı düzeyde ele alındılar. Bu durumda kadının durduğu yerden toplumu analiz etmek, kadınların toplumsal statüsünün, gerçekliğinin aydınlatılmasının ötesinde anlamlar taşır. Tüm toplumsal ilişkilerin gizlenen, çarpıtılan, farklı gösterilen yanlarını açığa çıkarır. 
 
‘Kadınlar erkek egemen bilimin karakterini deşifre etti’
 
Kadın ve toplumsal cinsiyet araştırmaları, işte böylesi veri ve bilgilerin önemli bir kısmının açığa çıkarılmasında rol oynadılar. Kadın tarihinin aydınlatılması, toplumsal cinsiyet rejimlerinin açıklanması, kadının görünmez emeğinin görünür kılınması, aile, cinsellik, şiddet, kadın bedeni üzerindeki politikalara dair kapsamlı analiz ve araştırmalar yapıldı. Kadın akademisyenler "erkeğin denetimindeki" akademi dünyasının evrensellik iddiasına karşı çıkan ilk ve yürekli ses olmuşlardı. Bu açıdan kadın araştırmalarının taşıdığı güçlü potansiyel, birçok bilimin erkek egemen karakterini deşifre etmiş oldu. Bu noktada akademik alandaki çalışmaların mevcut durumunu analiz ettiğimizde kadın devrimine dayanak oluşturacak bilgilere ne kadar odaklandıkları sorgulanmaya değerdir. 
 
‘Feminizm birçok ideolojiyi etkilenmekte ve etkilenmekte’
 
Kadın sosyolojisi ya da feminist sosyoloji olarak adlandırabileceğimiz yöntemler ve bilgiler büyük oranda birbirleriyle çatışmalı, parçalı ve dağınık durumda. Bunun zenginlik ve büyük anlatılardan kaçınma ile açıklanması tatmin edici değil. Hal böyleyken kadın özgürlük mücadelesi yürüten parti, örgüt, aktivistler kadın devrimini geliştirecek bilgileri bu teorilerden edinebilir mi sorusu geliyor akıllara. Feminist teori ya da kadın araştırmaları kapsamında açığa çıkan kuram ve teorilerin anti-kapitalist, anti-ortyantalist, anti-liberal karakterde olmasına ihtiyaç var. Akademik alanda tartışılan kimi konuların “en eski sömürgenin başkaldırısı”nı zafere taşırmayı hedefleyip hedeflemediği tartışmaya muhtaç. Feminizm esasta bir ideoloji olmakla birlikte birçok ideolojiden etkilenmekte ve etkilemektedir. 21. yüzyıl kadın devriminde en önemli rolün sahibi ideolojilerin başında gelmektedir. Çok farklı, akım, kuram ve ideolojik yaklaşımların etkisi ile feminizme dönük kuramsal, eylemsel tartışmaların muhatabını bulmak oldukça güçtür. Bir yanıyla farklılık, çeşitlilik yaratan bu durum diğer yanıyla da 21. yüzyıl devrimlerine öncülük edecek rolün gereklerini yerine getirecek bir formasyona ulaşmasını önlemektedir. Feminizme dönük bilimsel temele dayanma gereğiyle birlikte, güçlü örgütsel temelden yoksunluk, felsefesini tam geliştirememe, kadın militanlığına ilişkin sorunları olarak ifade edebileceğimiz durumların aşılması feminizmi liberal saldırılardan korumada önem taşıyan konular. 
 
Kadın kimliğinin ret edilmesinden, pornografi ve fuhuş sektöründe çalışmayı bireysel özgürlük kapsamında ele almaya kadar varan uç örnekler, kadın özgürlüğüne nasıl etki ettiğini değerlendirmekte güçlük çektiğimiz fikirlerin gerisinde postmodern düşüncenin etkileri vardır. Nitekim feminist mücadelenin kazanımı olan kadın araştırmaları bölümlerinin aksine, toplumsal cinsiyet araştırmaları (gender studies) bölümlerinin artık erkeklerin yoğunlaşmaya başladığı alanlara dönüşmesi bu tehlikenin sinyali olarak görülebilir. Cinsel özgürlük düşüncesinin kadın bedenini istismar eden sektör, kurum ve zeminlere meşruiyet kazandırmaya başlamasını da benzer şekilde değerlendirebiliriz. Ekonomik bağımsızlık fikrinin kadınların kapitalizmin sömürü mekanizmalarına dahil olmasının gerekçesi olmasını da bu eksende ele alabiliriz. 
 
Yeni sosyal bilimin inşasında Jineolojînin rolü
 
Feminist teorilerde ve Avrupa merkezli sosyal bilim anlayışında yeri olmayanların kendi tarihsel-toplumsal gerçekliklerine dair tahlilleri, yöntemleri ve bilgileri bu açıdan daha kıymetli hale geliyor. Dolayısıyla bu arayışları olumlu ve feminizmi de güçlendirici temelde ele almak gerekir. Afrikalı, Ortadoğulu ve Latin Amerikalı kadınların eleştirileri feminist teoriye olduğu kadar sömürgecilik konusundaki araştırmalara önemli katkılar sundu. Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketinin deneyiminden süzülen Jineolojî bu katkıları güçlendirecek bir kaynak rolü oynayacaktır. Bu anlamda Jineolojînin 21. yüzyıl devrimlerinin özgürlük sosyolojisi rolünü oynayacağını ifade edebiliriz. Daha öz bir ifadeyle devrimci durumu değerlendirmede gerekli olan toplumsal bilgiyi geliştirerek, devrimcilere dönüştürmeyi hedefledikleri toplumsal zeminin bilgisini sunan bir sosyoloji alanıdır. 
 
Her çağın kendine has koşulları, toplumsal değişimin hızı düşünüldüğünde 21. Yüzyıl devrimlerinin karakterinin farklı olacağı gibi, bu çağın devrimcilerinin rolünün değişmesi gereği de açıktır. Bu devrimlerin stratejisi devleti, iktidarı, sınıflaşmayı, ataerkil sistemi, kapitalizmi toptan alaşağı ederek, yerine yepyeni bir toplumsal sistem kurmak olamayacaktır. Çünkü iktidar artık bir noktada toplanmış değildir ki oraya yönelip ortadan kaldırılabilsin. Bireylere kadar nüfuz eden bir incelmeyi, çeşitlenmeyi yaşayarak canlı-organik hale gelmiş bir iktidar söz konusu. Bu iktidara karşı mücadelenin de buna göre olması gerekir. İktidarcı sistemleri birer toplumsal düzen, ekonomik sistem değil de hastalık türü, parazit gibi tanımlayabiliriz. Böylece yaşamalarını sağlayan dokularla bağlarını kesmediğimiz takdirde kendilerini üretmeye devam edeceklerini daha net görmüş oluruz. Etki ettikleri dokularda savunma mekanizmaları oluşturmadığımız sürece hastalığın vücuda yayılması ya da bulaşması devam edecektir. Tüm dünyanın bir salgın hastalıkla sınandığı şu günlerde kapitalizmi bu virüsün tezahürü olarak değerlendirenlerin haklılık payı var. 
 
‘İktidarın konumlandığı alanlarda direniş odakları oluşturmak’
 
Komünal, eşitlikçi, özgürlükçü değerlerin gaspı üzerine kurulmuş olan devlet ve sınıf tekeli, bir erkek karşı devrimi ile mümkün olmuştur. Burada karşı devrim, komünal topluma karşı iktidar ve devletin, kadın eksenli yaşama karşı hegemonik erkekliğin, doğayla uyumlu ekolojik topluma karşı doğayı sömürü nesnesine indirgeyen zihniyetin yerleşmesidir. İlk kadın devriminin mirasını temsil eden komünal yaşam kalıntıları, ekolojik inanç ve kültürler, devletsiz-iktidarsız yaşam düzenleri, eko-toplulukların korunması, savunulması bu yüzden kadın devriminin dayanaklarını oluşturur. Bu nedenle bu halk, inanç ve gruplara dönük saldırıları kadın hareketinin sorunu olarak görmek durumundayız. İktidar ve devlet kültüründen, kapitalist modernitenin yaşam ve ilişkilerinden, hegemonik temelde kurulmuş kadın erkek ilişkilerinden kopuşu yaşayarak bu virüsün yayılmasını önleyebiliriz. İktidarın konumlandığı her alanda direniş odakları, savunma toplulukları, ekolojik yaşam zeminleri oluşturarak seçenekleri çoğaltabiliriz. 
 
İşte Jineolojî kapsamında geliştirmemiz gereken sosyal bilimin görevi, kapitalist kudurganlık karşısında yaşamı ve toplumu savunabilmemiz için bizlere komünal yaşam kırıntılarını, kapitalizme direnen sağlıklı-canlı dokuları gösterebilmesidir. Bu nedenle kadınların gündeminin genel egemenlikçi sistemle bağlarından kopuk cins, cinsiyet ve cinsellik ilişkileriyle sınırlandırmak, kadın özgürlük mücadelesinin kapsamını ve hedeflerini daraltmak anlamına gelir. Çünkü bu ilişkiler üzerine inşa edilmiş bir egemenlik sistemi vardır. Cins sorunlarımızla ekonomi, siyaset, eğitim gibi sorunlarımız arasında doğrudan bir bağ olduğunu görmemiz farklı mücadele yöntemlerini geliştirir. Böylesi bir bağlamda egemenlikçi cins, cinsiyet ve cinsellikle ilişkileri sarsıldığında kendisini üzerine inşa ettiği birçok dayanak ortadan kalkacaktır. Siyaset, ekonomi, eğitim, kültür, din ve daha birçok kurumun dönüşümü ve alternatifin inşası bu nedenle gereklidir. Kadın devrimi bir sosyal devrim olarak böylesi bir toplumsal değişimi öngördüğünden bir cins devrimi olmanın ötesinde anlamlar taşır. Dolayısıyla alternatif sistem oluşturma çalışmalarının tümünü kadın çalışmaları olarak anlamlandırabiliriz. Yani sistemin alternatifi olarak düşünülen komünal ekonomi kadın ekonomisidir, demokratik siyaset kadın siyaset yaklaşımıdır, öz savunma militarizme karşı kendini koruma yaklaşımıdır, sorunların barışçıl çözümünü sağlamak kadın doğasını temsil eden çözüm yöntemidir, toplumsallık, yardımlaşma, ortaklaşma, dayanışma ağırlıkta kadınların temsil ettiği etik-estetik değerlerdir, ekolojik yaklaşım ha keza öyledir.
 
‘Jineoloji kadın devriminin özgürlük sosyolojisidir’
 
Bu kapsamda Jineolojîyi kadın devriminin özgürlük sosyolojisi olarak tanımlıyoruz. Feminizme ve kadın kurtuluş ideolojilerine özgürlük seçeneklerini geliştirecek bilgileri sunma sorumluluğunu taşıyan bir bilimdir Jineolojî. Jineolojî “bilinçli taraflılık” kapsamında kadın özgürlüğüne dair kuram, teori ve bilimlerden kadın devriminin ihtiyacı olan bilgileri ayıklayacak, toparlayacak, ortaya çıkarılmamış olanları ise keşfedecek bir bilim olacaktır. Jineolojî ile cinsiyetçiliğin, ırkçılığın, dinciliğin, pozitivizmin, liberalizmin etkilerinin ayıklanmasıyla eleştirel bilme biçimleri geliştirebiliriz. Demokratik uygarlık geleneğinin toplumsallık, adalet, sağlık, kadın-erkek ilişkileri, ekonomi, kültür ve inançlarını toparlayacak bir havuz oluşturmak önemli. Böylece Jineolojî, Demokratik Modernitenin inşasını sağlayacak direniş ve eylem tarzının, eğitim anlayışının, siyasal tutumunun, alternatif yaşam ve ilişki biçimlerinin, öz savunma kurumlaşmasını sağlayacak bilgilerin kaynağı olabilecektir. Böylesi bir bilimin yeterli düzeyde rezervi, zemini olmakla birlikte Jineolojî ile yapmamız gereken, dünyanın her yerinde kurulacak özgür kadın akademilerinde bu bilgilerin ihtiyaç olan zeminlere ulaşmasını sağlayarak, kadın devrimini bilimsel dayanaklarına kavuşturmak olmaktadır.